GDO, Genetik Mühendisliği ve CRISPR – Öcü mü? Cici mi?

Uzun süredir görsel, yazılı ve sosyal medyada gördüğüm bazı kötü amaçlı yayınlardan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Daha önce yazmış olduğum Bilgiyi İşleme Kuramı (Information Processing Theory), Bilgiyi Hackleme ve Kullanabileceğimiz Alanlar yazısında bahsetmiş olduğum propaganda yönteminin, kendini teknoloji odaklı aydınlanma platformu olarak tanımlayan bazı kişilerce bilerek veya bilmeyerek uygulandığını ve insanların yanlış yönlendirildiğini görüyorum.
GDO
Resimde göreceğiniz üzere, birine GDO diğerine Organik yazdığınız 2 mısır koçanını bir masanın üstüne koyup resmini çektikten sonra, organik dediğinizin tanelerini ayırıp tekrar resmini çekerek, altına da ilgi çekici bir hikaye uydurursanız, bahsetmiş olduğum bu bilgiyi işleme kanununu çok basit bir şekilde görsel hafıza yöntemiyle uygulayabiliyorsunuz. Etkileşimlerden göreceğiniz üzere de insanların algısını kolaylıkla yönetebilirsiniz.

Peki gerçekten bu Genetik Mühendisliği, CRISPR ve GDO bu kadar öcü mü? Kimin ne derdi olabilir ki bu teknolojiyle?

Karpuz sever misiniz? Muhtemelen evet. Peki o zaman… Sizi bugünün teknolojisinden çook eskilere, 5000 yıl öncesine ve Doğu Afrika’ya götüreceğim.

GDO

Bu gördüğünüz bitki, bilimsel adı Citrullus colocynthis olan, bugün tadına doyamadığımız Karpuz’un ta kendisidir. Ortalama % 70 kadarı çekirdek ve posa ile birlikte kabuktur. Günümüze gelene kadar, diğer türleriyle genetik olarak eşleştirilerek değiştirilmiş ve sulu, çekirdeksiz karpuz halini almıştır.

Peki şu meyveyi tahmin edebilir misiniz?
GDO
Görmüş olduğunuz meyve aslında Papua Yeni Gine’ye özgü Muzdur. 10 bin yıl kadar önce daha küçük ve besin değeri düşük iken, 5 bin yıl öncesinde resimdeki halini almış, günümüzde ise yapılan çarprazlama yöntemleriyle tamamen değiştirilmiştir.

İnsanoğlu varolduğu günden beri bazı şeylerin genetiğiyle oynar. Örneğin, kurt gibi vahşi bir hayvanı çarpraz çiftleştirerek terrierden, danua’ya, pitbulldan malamuteye kadar belki de yüzlerce farklı türde köpek elde etmiştir.

Ya da şeker hastalarında kan şekeri ayarlacıyı, canlı organizmasında anabolizan yani besleyici, tamir edici bir hormon olarak kullanılan, yağ ve protein metabolizması üzerinde kimyasal etkileri sayesinde kilo verdirici olan bunun yanında gelişme, büyüme ve yenilenme fonksiyonlarını da endirekt yoldan etkileyici bir güce sahip olan ve Şeker hastaları için yokluğu ölümcül sonuçlar doğurabilen çağımızın mucize ilacı İnsülin’in nasıl üretildiğini merak ettiniz mi hiç?

Genetik mühendisliği sayesinde, insanlarda pankreasta az miktarda üretilen insülin, ilgili genin E.coli bakterisine aktarımı sayesinde, endüstriyel olarak üretilmektedir.

Ya da hepsini geçelim, bahçenizden topladığınız o güzelim organik domates, biber, soğan, patlıcan vs. vs. ile yaptığınız yemeğinizi ısıtmak için mikrodalga fırın kullandığınızda, aslında siz de genetik olarak müdehale ediyorsunuz.

Konumuza dönelim. Kim? Neden bu propagandayı yapsın…

Cevap… Devlet kendi eliyle tarımını yok etmektedir. Çiftçilere Sertifikalı tohum adı altında, tek kullanımlık olan ve sonraki sene tekrar satın alınması gereken hibrit tohum kullanımını zorunlu tutarak ve bu tohumları kullanmayan çiftçiye destek vermeyerek kendi kendinin ayağındaki tabureye vurmaktadır.

Türkiye’nin tohum pazarının büyüklüğü yaklaşık 750 milyon dolar civarında. Bunun 600 milyon doları tarla bitkileri, 150 milyon doları ise sebze tohumlarından oluşuyor. Türkiye’de kullanılan tohumların büyük kısmı yabancı kaynaklı. Ziraat Mühendisleri Odası’nın (ZMO) açıkladığı verilere göre mısırda yüzde 95, pamukta yüzde 80, Soyada yüzde 80, Sebzede yüzde 75, Patateste yüzde 95, Ayçiçeğinde yüzde 82, buğdayda yüzde 5 oranlarında yabancı kaynaklı tohum kullanılıyor. Tohumculuk pazarının yüzde 70’i yabancı firmalara ait olduğu belirtililen Türkiye sadece 2015 yılında tohum ithalatına 202 milyon dolar ödedi. Buna karşılık aynı yıl ihraç ettiği tohumlardan ise 103 milyon dolar kazanç elde etti. ZMO verilerine göre Türkiye’de 5 milyon civarında çiftçi bulunuyor. Bu rakamın yalnızca yarısı ‘Çiftçi Kayıt Sistemi’ (ÇKS) bünyesinde. Küçük aile işletmeleri olarak anılan üreticilerin toplam tarım işletmesindeki oranı ise yüzde 80 civarında.

Ayrıca satın alınan tohumların ilaçlanması için kullanılacak olan pestisit ve petrol kaynaklı gübreler ve tüm bu maliyete rağmen kaybedilen ürünlerin de bu maliyete eklenmesi durumunda sadece 1 yıl için 20 milyar euro’dan fazla paranın döndüğü bir pazardan bahsediyor oluruz.

Günümüzde CRISPR yöntemi, bir filin karnına mamut cenini yerleştirebilecek veya henüz cenin halindeki bir insana ait genler değiştirilerek ileride ortaya çıkacak hastalıklar engellenebilecek kadar geliştirilmiştir. Bir fareye floresan genleri eklenerek karanlıkta parlaması sağlanabilmekte ya da DNA içine bir video yüklenebilmektedir…

Sanırım şimdi Genetik Mühendisliği, CRISPR ve GDO’nun cici mi, öcü mü olduğuna kendiniz karar verebilirsiniz…

Bir Cevap Yazın