Enerji Kaynaklarının Kullanım Alanları

Dünyadaki enerjilerin orijini güneş enerjisi olup, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğu enerjisini güneşten doğrudan veya dolaylı olarak almakta ve dolayısıyla bu kaynaklar sürekli olarak yenilendikleri için tükenmez olarak görülürler. Kömür, gaz, petrol gibi fosil yakıtlar ve nükleer enerji gibi kaynaklar tükenir ve yenilenemez enerji kaynaklarıdır. Günümüzde kullandığımız enerjilerin çoğu fosil yakıt olup; petrol kömür ve doğal gazdır. Dünyadaki petrol rezervlerinin 40 yıl, doğal gaz rezervlerinin 65 yıl ve kömür rezervlerinin 150 yıl sonra tükeneceği tahmin edilmektedir.

Ayrıca fosil yakıtların yaydığı CO2 sera gazı etkisi yapıp küresel ısınmaya ve bu da küresel iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yapılan çok ciddi çalışma ve araştırmalara rağmen fosil yakıtların dünya enerji tüketimi içerisindeki payı %80 civarındadır.

Dünya elektrik enerjisi üretiminin yaklaşık %67’si fosil yakıtlardan (%40’ı kömür, %20’si doğal gaz ve %7’si petrol), %15’i nükleer enerjiden, %16’sı hidrolik enerjiden ve %2’si de diğer yenilebilir enerji kaynaklarından elde edilmektedir. Doğal gazın yakıt tüketiminde payı giderek artmaktadır. Fosil yakıtların olumsuz çevresel etkilerinden dolayı gelişmiş ülkelerde, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak tanımlanan güneş enerjisi, jeotermal enerji, hidrolik enerji, biyoenerji, hidrojen, dalga ve rüzgâr enerjisi gibi alanlarda çok ciddi AR-GE çalışmaları yapılmaktadır.

Türkiye’de Yenilenebilir Enerji

Türkiye yenilenebilir enerji potansiyeli bakımından oldukça iyi bir coğrafi konumdadır. Ancak yenilenebilir kaynaklı enerji üretim seviyesi düşük miktarlardadır. Potansiyel ve yararlanma arasındaki makasın bu denli açık olmasının altında maliyetler ve yasal düzenlemelerdeki eksiklikler gibi birçok etkenler yatmaktadır. Ülkenin enerjide dışa bağımlılık oranları göz önünde bulundurulacak olursa mevcut yenilenebilir enerji potansiyellerinin kullanıma kazandırılması uzun dönemde Türkiye açısından oldukça önemli bir hal almaktadır.

Türkiye’de özellikle 2009 yılından sonra yenilenebilir enerji konusunda önemli gelişmeler kaydedildiği görülmektedir. Türkiye’nin yenilenebilir enerji üretimindeki toplam kurulu güç kapasitesi 2009 yılında 15,5 GW iken 2015 yılı itibarıyla bu rakam 31,7 GW seviyelerine getirilerek bu alanda gözle görülür bir ilerleme yaşanmıştır. 2016 yıl sonu itibarıyla ise Türkiye’nin yenilenebilir enerji toplam kurulu gücü 34,2 GW olarak kayıtlara geçmiştir.

Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında yapılan yatırımlar bir önceki yıla oranla %46 oranında artarak 2015 yılında 1,9 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye bu yatırımlarla yenilenebilir enerji alanında İngiltere, Fransa ve Hollanda ile birlikte 1 milyar dolar eşiğini aşan dört Avrupa ülkesinden biri olmuştur. Buradan hareketle Türkiye’nin özellikle son yıllarda yenilenebilir enerji alanında çok önemli ilerlemeler kaydettiği söylenebilir.

2015 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam enerji kaynaklarının yaklaşık olarak %32’sini yenilenebilir kaynaklar oluşturmaktadır. Bu oranın büyük bir çoğunluğunu hidroelektrik enerji kaynakları oluştururken en düşük pay güneş enerjisine aittir. Dünyada modern yenilenebilir enerji üretiminin hızla arttığı bir ortamda Türkiye’nin de bu alanlarda gelişme gösterme gerekliliği yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu doğrultuda devlet ve özel sektör tarafından konulan hedeflere paralel olarak yenilenebilir enerji potansiyelleri değerlendirilmekte ve yatırımlar yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE HİDROLİK ENERJİ

Hidrolik enerji suyun akış veya düşüş hızı neticesinde güç kazanması ve bu gücün elektrik enerjisine dönüştürülmesiyle elde edilen bir enerji çeşididir. Ayrıca hidrolik enerji temiz ve düşük maliyetli bir yenilenebilir enerji kaynağı olması nedeniyle sera gazı salınımı ve fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltıcı etkiye sahiptir. Türkiye’nin teorik hidroelektrik potansiyeli (tüm doğal akışın yüzde 100 verimle değerlendirilebilmesi) 433 milyar kWh, teknik olarak değerlendirilebilir potansiyelin (teorik potansiyelin teknolojik koşullara göre değerlendirilebilmesi) 216 milyar kWh ve ekonomik potansiyelin (teknik potansiyelin ekonomik olarak değerlendirilebilmesi) ise 140 milyar kWh/yıl olduğu hesaplanmaktadır. Dünya genelinde elektrik üretiminde en yaygın kullanım alanına sahip yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan hidrolik enerji Türkiye’de de mevcut elektrik talebini karşılama noktasında en fazla katkıyı yapan yenilenebilir enerji kaynağıdır.

2000 yılında 11 bin 175 MW olan hidrolik enerji kurulu gücü 2016 yılsonu itibarıyla yaklaşık %140 oranında artarak toplamda 26 bin 681 MW seviyelerine ulaşmıştı Bunun 19 bin 558 MW’ı barajlı ve 7 bin 123 MW’ı ise akarsu tipindedir. 2023 hedefleri kapsamında hidrolik enerji kurulu güç kapasitesinin 36 bin MW seviyesine çıkarılması öngörülmektedir.
Türkiye hidrolik enerji bakımından oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu durumu enerji üretim aşamasında avantaja çeviren Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları arasında en büyük pay hidrolik enerji kaynaklarına aittir. Hammadde olarak su enerjisinden faydalanan hidroelektrik sistemler (HES) diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha düşük maliyet oranlarına sahiptir. Buna ek olarak hidroelektrik, pahalı elektriği ucuza üretme imkânı sayesinde fiyat dengeleyici bir rol üstlenmektedir. Tamamen yerli ve yenilenebilir bir kaynak olan hidrolik enerji ülkenin özellikle elektrik üretimi anlamında en fazla katkı yapan kaynakları arasındadır.

TÜRKİYE’DE GÜNEŞ ENERJİSİ

Türkiye coğrafi konumundan ötürü güneş enerjisi bakımından yüksek bir potansiyele sahiptir. Türkiye’nin güneşlenme süreleri sene içerisinde değişiklik gösterse de yıllık olarak yaklaşık 2 bin 738 saattir (Şekil-1.4). Ortalama olarak günlük 7,5 saat güneşlenme süresine sahip olan Türkiye’nin Almanya’dan %60 daha fazla güneş ışınlarından yararlanma olanağı vardır. Ancak 2015 yılı kurulu güç kapasite artışı bakımından Almanya’nın binde 6’sı kadar bir ilerleme kaydedilmiştir.

Türkiye’nin güneşten elektrik üretim potansiyeli yapılan hesaplamalar doğrultusunda en az 500 bin MW olarak tahmin edilmektedir. Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarıyla karşılaştırıldığında güneş Türkiye’de en fazla potansiyele sahip enerji kaynağıdır. 2016 yıl sonu itibarıyla elektrik enerjisi toplam kurulu gücünün yaklaşık 79 bin MW olduğu göz önüne alındığında güneş enerjisindeki potansiyelin üretime dönüştürülmesinin önemi bir kez daha anlaşılmaktadır.
Elektrik üretiminde güneş enerjisi teknik potansiyeli 189 GWh/yıl olan Türkiye, bu alanda kendisine en yakın ülkeler olan İspanya ve Fransa’dan yaklaşık %30 daha fazla potansiyele sahiptir Türkiye’nin yeryüzündeki coğrafi konumu gereği yıl içerisindeki güneşli gün sayısının fazla olması, teknik açıdan bu denli yüksek bir potansiyele sahip olmasında en büyük etkenlerin başında gelmektedir.

Türkiye’de güneş enerjisi potansiyeli bakımından Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi ilk sıralarda yer almaktadır (Şekil-1.6). Diğer taraftan ülkenin en az güneş alan bölgeleri ise Marmara ve Doğu Karadeniz’dir.

TÜRKİYE’DE RÜZGÂR ENERJİSİ

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olması nedeniyle rüzgâr enerjisi potansiyeli bakımından oldukça önemli bir konumdadır. Türkiye’nin hesaplanan rüzgâr enerjisi potansiyeli 88 bin MW civarındadır ve bu potansiyelin büyük çoğunluğu Ege, Doğu Akdeniz ve Marmara bölgelerinde bulunmaktadır (Şekil-1.7). OECD ülkelerinin geneline bakıldığında en yüksek rüzgâr enerjisi potansiyeline sahip olan ülke Türkiye’dir. Teknik potansiyel bakımından Türkiye; Almanya’nın yaklaşık 7 ve İspanya’nın ise 2 katı daha fazla potansiyele sahiptir. Buradan hareketle Türkiye’nin elindeki potansiyeli bütünüyle ve etkin bir şekilde kullanarak bugün Almanya’nın ürettiği rüzgâr enerjisinin yaklaşık 7 katı daha fazla enerji üretebilecek kapasitesi bulunmaktadır. Ancak toplam kurulu güç kapasiteleri açısından Türkiye bu ülkelerin çok gerisindedir. Örneğin Almanya, Türkiye’den yaklaşık 8,5 kat daha fazla toplam kurulu güce sahiptir.

Potansiyelin yüksek olmasının yanında bir ülkede rüzgârın hızının fazla olması da rüzgâr enerjisinden faydalanma noktasında önemlidir. Türkiye’de rüzgâr hızı ortalama 7,5 m/s olarak hesaplanmaktadır Bu özelliği ile Türkiye yine birçok ülkeye göre rüzgâr enerjisi üretiminde önemli bir avantaja sahiptir.

TÜRKİYE’DE JEOTERMAL ENERJİ

Yer kabuğunun çeşitli bölgelerinde toplanan sıcak su, buhar ve gazlardan elde edilen bir enerji çeşidi olan jeotermal enerji az maliyetli ve çevreci bir yenilenebilir enerji kaynağıdır. Türkiye coğrafi ve jeopolitik konumu nedeniyle bu yenilenebilir enerji kaynağının yaygın olarak bulunduğu bir bölgede yer almaktadır (Şekil-1.9). Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün (MTA) yaptığı hesaplamalara göre Türkiye toplam 31 bin 500 MW termal ısı potansiyeline sahiptir. Bu özelliği ile Türkiye, Avrupa’da birinci ve dünyada ise yedinci sırada yer almaktadır.

Jeotermal enerji kurulu gücü yıllar içerisinde önemli bir gelişim göstermiştir. 2002 yılında 17,5 MW olan kurulu güç 2016 yılsonu itibarıyla 821 MW seviyesine gelmiştir. Bu rakamın 2023 hedefleri çerçevesinde 1.000 MW’a ulaştırılması öngörülmektedir. Türkiye jeotermal ısı enerjisi kapasitesi bakımından dünyada Çin’in ardından ikinci sırada, 2015 yılı kapasite artışı bakımından ise ilk sırada yer almaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye jeotermal enerjide potansiyel ve kapasite artışı bakımından dünyada önemli bir yere sahiptir.
Jeotermal enerji arz güvenliğine sağladığı katkı, düşük maliyet gereksinimi ve çevreci bir kaynak olması nedeniyle enerji üretiminde tercih edilen bir unsur durumundadır. Bunun yanında 2007 yılında çıkarılan “Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu” ile jeotermal alanında ilk ciddi kanuni altyapı çalışmaları başlatılmış ve bu sayede jeotermal enerji ile ilgili yatırım yapanların sayısında ciddi bir artış meydana gelmiştir.

Bir Cevap Yazın